Sayfalar

19 Mart 2012 Pazartesi

2012 itibariyle Mottolarım!

Hayata karşı biriktirdiklerim, kendisinin bana getirdikleri ama en çok da götürdükleri çerçevesinde edindiğim, kendime yol haritası olarak çizdiğim Mottolarım efendim...
Afiyetle...

Her ne yaşıyor veya yaşatıyorsan... Kimseye dikensiz gül bahçesi vaad edilmedi. Sorun her zaman var ve onlarsız yaşamanın ne tadı ne tuzu da var... Öyleyse;

1. İstek varsa çözüm vardır!
Harekete geçmek için en uygun zamanı mı bekliyorsun şaşkın? O zaman ikinci motto sana gelsin...

2. Gelecek, şu andır!
Elinden geleni yaptın, aksiyona geçtin... İşler istediğin gibi gitmedi mi? Her zaman insanın elinde değil... Akışta kalmak önemli lakin çoğu zamanda bir hayli zor... Sen istediğin kadar zorla şartları bazen gerçekten senin elinde değil. Neden, çünkü muhtemelen Allah'ın sevgili kullarındansın... Senin yararına değilse sen istediğin kadar uğraş... O zaman gelsin sıradaki motto:

3. Olmuyorsa olmuyordur! Zorlamayacaksın...

Akabinde doğal olarak üzülmemek adına, geride bıraktıklarınla, "ne yaptım?" "neden olmadı?" muhasebesine de çok fazla dalmadan gelsin final mottosu!

4. Bırak dağınık kalsın!...
Kendini çok hırpalama... Gidilecek yol belli... Dönemeç ve sapaklar yolcuya ait!

PS: İşin Allah' a da kalmış olabilir... O zaman ise zaten oldu bil!...

Operim...

8 Mart 2012 Perşembe

Emma Bombeck Kanserden Ölmeden hemen önce şunları yazmış…


Emma Bombeck Kanserden Ölmeden hemen önce şunları yazmış…

Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer;
Hastayken yatağa girer dinlenirdim.
Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim..
Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım..
Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim..
Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim..
Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer, şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda ona engel olmazdım.
Yerler leke olacak diye korkmazdım.
Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.
Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.
Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim.
Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum.
TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.
Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım.
Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim.
Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu..
Dikkatle bak.
Gerçekten gör.
Yaşa.
Vazgeçme.
Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç.
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi.
Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım.
Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için Allah’a şükredin.
Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor.
Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz

-Emma Bombeck-

1 Mart 2012 Perşembe

Saftim ama salak olduguma yeni aydim!

İnsanlarla arama ne zaman mesafe koymayi ogrenebilirim bilemiyorum. Bu konuda biraz tedirgin oldugum bir gercek. Lakin artik vaktidir! Bu gercekle siddetle yuz yuzeyiz ve pis pis birbirimizi kesiyoruz!
İlk hamle yapan kaybeder varsayimiyla sessiz, vakur bir o kadar tetikte beklemekteydim ki, ilk adimi yuzume attigi tokatlarla kendisi yapti...
Hem de ne yapmak... Ben de bos durmayip itinayla yardim ettim kendisine ayrii! Sag yanagima inen tokata karsi israrla yetmez, sol yanim eksik kalir dusuncesiyle kimseye mahal vermeden donup, durdum! Birkac sene bu yanaktaki pembelikle hicbir kozmetige ihtiyac duymam o kadar... Lakin artik yeter! Dogal allik etkisi tokatlar yerine yapay alliklar, kozmetik ile yanaklarimi pembelestirmeye karar verdim...
Bir insana ilk sans arkadaslik kapisi acilarak verilir... 2. Sansi ise illa ki hak eder... ( Tecrubeyle sabit %90 oranda bu sansi kullanamaz ama herkes hayatta ikinci sansi hak eder!) Ama ucuncu sans esigine geldiyse olay iste orada dur yolcu! Birak onu Allah versin!
İsin ozu; iyi niyet yatirimi tarafimdan durduruldu. Artik bolluk bereket, bol keseden iyi niyet dagitmaca yok! Herkes ektigi kadar bicecek...
Yillar yili kendimi kandirmacalar sonucunda, sirtimda tasidigim yuklerimden kurtulma vaktidir!
Dost dost diye nicesine sarildim deyip, kendine kara topragi dost sayan Asik Veysel olgunlugu kafasina da hic giris yapmaya niyetim yok. 30 uma da girmisken hali hazirda aksiyon icin tam yeri tam zamanidir!
Hayatima girip salakligim konusunda bana bu dersleri kazandiran zat-i muhteremlere ise tesekkuru borc bilirim. İyi ki vardiniz, sizlerle buyuyorum :)
Son soz izninizle onlara gelsin...
Herkes kendi coplugunde mutlu olsun, devinsin, dursun... Ne de olsa kalbiniz kadar varsiniz ve bir o kadar da var olmaya devam edeceksiniz... Yasiyorsunuz, unutmayin simdilik! Zamaninizi nasil kullanacaginiz hayatinizi gercekleyecek! Tavsiyem iyi kullanmanizdan yana olur! Belki bir sonrakinde bu kadari bile olmayacak...
Desmond'un deyimiyle... (ki lost izleyen bilir, beni etkileyen en onemli karakterdir) "See you another life brother!" (ki o kadarina bile tovbeliyim ayri)
Mumkunse bir daha gorusmeyelim...
Attiginiz bumeranglarin size donecegi gunler yakin olsun... Kendinize ragmen basarabilirseniz de kalin saglicakla...
Benden bu kadar!

13 Kasım 2011 Pazar

Olayin bir de bu yani var, bil istedim...

Su anda cok garip, sacma, belki yanliz, belki de caresiz hissediyorsun kendini...
Hic tanimadigin bir memlekette tanimadigin insanlarlasin belki... Hal boyle olunca, tanidiklarin senin tanidigin gibi olmayabilir. Yeni insanlar icin de ne istek ne caba olur bunyede...
Bu kadar handikaplarin icinde bazen kabin dar, bazense cok genis gelir sana...
İnan bana; alistigin ve benim dedigin bir yerde, tanidigin insanlarin egolari, hayal dunyalari, tabulari ve cogu zaman kendilerini bile bilmezlikleri karsisinda gidecek ne bir yer, yapilacak ne bir sey, ne de atilacak bir adim kaliyor geriye... Ve bunun caresizligi karin bosluguna oturuyor. Ne cikartabiliyorsun ne yutabiliyorsun... Bunun caresizligini anlatamam sana! Bazen kimsenin bilmedigi bir yerde bilmedigin insanlarla birlikte kendin icin cok daha guvende olabilirsin...
Sadece bu taraftanda durumun boyle olabilecegini bil istedim...

6 Ekim 2011 Perşembe

Küçük kızım ‘Neynep’ | M. Serdar Kuzuloğlu

Beni oldukça etkileyen ve kendime not olarak eklediğim bir alıntıdır. Kalemine sağlık üstad...
---------------------------------------------------------------------------------------------
Küçük kızım ‘Neynep’

Bir gün dijital bir kıyamet kopup internet dediğimiz bu gayya kuyusuna tıkıştırdığımız anıları da buharlaştırabilir elbet ama sanki kıyıda köşede kağıtlara karaladıklarım daha hassas, kırılgan geliyor bana. Onun için ilerde çekmecelerin birinde daha ayrıntılı halini görebileceğin satırların küçük bir kesitini de buraya ekleyeyim dedim.

Sevgili kızım Zeynep; ya da ikiz kardeşin Ali’nin dönmeyen dilince ‘Neynep’.

Birazdan yazacaklarımı sana şimdi anlatsam anlamayacaksın. Anlayabileceğin çağa geldiğinde dinleyecek sabrın kalmayacak. En çok konuşmak istediğim an geldiğinde ise kimbilir araya neler sıkışmış, kimler, neler bugün aramızdaki saf, hesapsız ilişkiyi bulandırmış, örselemiş olacak.

Ama ‘balık bilmezse, Halik bilir’ misali ben şimdi yazayım da, sen belki bir zaman denk gelir okursun.

Benim küçük çiçeğim,

Günler günleri geçecek ve şu an hayranlıkla gözlerinin içine baktığın, sımsıkı sarıldığın baban dışında da hayran olunası insanların varlığını keşfedeceksin. Kalbini bir başkası, sonra belki daha nice başkaları hızlı hızlı çarptıracak.

İhtiyarlaşan ben ise bir köşeye kurulup istirahat etmeyi düşünürken büyük ihtimalle yıllar boyu sömürdüğüm vücudumun isyanıyla boğuşacak, ayrı dertlerin eline düşeceğim.

Bunların hepsi hayatın doğal akışı. Üzülmeyeceğiz.

Ama şunu bilesin ki benim güzel kızım; seni bu hayatta en çok sevecek erkek hep ben olacağım. Sana bunları söyleyen çıkacaktır. Ama inanma, e mi?

Hiçbir erkeğin senin üstünde benim kadar emeği, karşılıksız sevgisi; benim kadar anısı olmayacak.

Ve ne yazık ki doğanın kanunu gereği sen, seninle en mutlu, temiz, sevilesi anılarımızla dolu bugünleri hiç hatırlayamayacaksın. Anılarındaki parçaların en renkli ve dolu olanları sadece bizde saklı kalacak.

Anlatsak da anlamayacaksın. Bize de hep dedikleri gibi ‘anne olana dek’…

Ama ben hep seni bu dönemki halinle hatırlayacağım canım, biricik kızım.

İlerde birini, birilerini seveceksin, gün gelip bize tercih edecek, kendi yoluna gideceksin. Bizi halden anlamaz, geri kafalı, kuralcı, sıkıcı bulduğun; kaçıp gitmek, kendi hayatını kurmak istediğin anların olacak.

İşte öylesi günlerde aksilik eden, işi yokuşa süren, huysuzluk çıkaran ve seni hiçbir kimseye layık görmeyen babana sinirlenmeden önce bu satırları hatırla. Çünkü kendimi bilirim; sana bunları o zaman asla söyleyemeyeceğim. Birçok derdin, sıkıntının sebebi de bu olacak oysa ki.

İnsan her istediğinde mantığını cebinden çıkarıp aklına koyamıyor işte. Sen de çok çekeceksin bundan.

Yine de bil ki sonunda ne olursa olsun, ne yaparsan yap, ne söylersen söyle ben seni hep en az şu anki kadar seveceğim. Sen hep benim küçük, güzel meleğim; en çok sevdiğim, değer verdiğim kadın olarak kalacaksın.

Bunu sakın unutma.

Ve koca kafalı saf oğlum Ali. Küçük suretim, canım… Seni de unutmadım. Ama sen biraz daha bekleyeceksin.

Erkeklerin kaderi böyle.

M. Serdar Kuzuloğlu
Tarih: August 7th, 2011

1 Ekim 2011 Cumartesi

Yalnizlik guzeldir... Guzel olan gercekten nedir?

Herkesin dert yandigi yeni trend sorunalimiz yalnizlik su ara cok sık gösterimde...

Yalnizliktan bu kadar bahsediyorsak mutlaka durumla alakali bir sorunumuz var demektir diye dusunuyorum! Yalnizlik guzeldir... Bende inaniyorum buna... Guzel olan tarafla ilgili bir yorum farkim var sadece. Guzel olan yalnizlik degil yalnizligin secilmis olma hali. Bence yani... Sencesini sen zaten yasiyorsun, bana laf dusmez bu noktada...

Benim takildigim nokta; herkes lafta pek memnun ya yalniz olmaktan o! "Oohh kafam rahat, dunya bana guzel" yalanina kaptirmis gidiyor kendini! Gitsin tabi gidecek yer kalmayinca nasilsa doner o degil de net bir gercek var dikkatinizi cekmek istedigim!

Gundelik iliskiler kurmaya devam ettikce, yalnizlik Allah a mahsus kalmayacak! Farkinda misiniz?

21 Eylül 2011 Çarşamba

İnsanları da bulmak istediğiniz gibi bırakınız...

Kimisinin kalbini kırık, gözlerini yaşlı bırakırız. İstemeden de olsa zamanın anaç ellerine, cami avlusuna bebek bırakır gibi bıraktığımız bu insanlar, bizim isimlerimizi, laflarımızı ve yüzlerimizi hiç unutmazlar.

Bazı geceler gözlerini kapadıklarında bizi düşünür, en çok da kendilerini suçlar, dizlerini karınlarına çekerek uykuya dalarlar. Bizse onların üzerine bir şeyler yığmışızdır. Yokmuşlar gibi yaparız. Bazen şarkılarla hortlar, kendilerini bize hatırlatır, içimizde pişmanlık uyandırırlar. Ama mum gibidir bu pişmanlık, puf diye söner gider. Bir gün bir yerde karşılaşır, artık mutlu olduklarını görünce kendimizi aklanmış zannederiz. Halbuki kalbini kırdıklarımız bizi cevapsız bir soru gibi hep ceplerinde taşırlar. Neden derler kendilerine, neden sevilmeye değer değildim?
Kimisine bir iyiliğimizi dokundurur, öyle bırakırız. ıyiliğin tadından yenmeyeni karşılıksız olanıdır. Kutsal sular gibi üzerimizden akar gider. ıyilik ettiğimizse bizi unutmaz. O da bazı geceler uyumadan önce, Allah ondan razı olsun der belki bizi düşünüp. Bizi kötülüklerden dualarıyla korur.
Kimisini üç maymun misali, görmez duymaz konuşmaz bırakırız. Dikkatimizi çekmeye vakıf olamamış bu insanlar, tarafımızdan belki de en fena cezaya ‘görünmez olmaya’ çarptırılır. Hallerini hatırlarını sormamışızdır. Göz göze gelmemiş, gülmemişizdir. Yanımızda bir hayalet gibi durmuş olan bu insanlar da bizi tıpkı kalbi kırıklar gibi buruk ve hafif kızarak hatırlar. Kibirimiz karşısında şaşakalmışlardır. Biz kim oluyoruz da’yla başlayıp, ben kimim ki’ye uzanan uzun cümlelerinin sonunda çaresizce kendi değerlerini sorgularlar. Bazıları bize görünür olmak için, canını dişine takacaktır artık.
Kimisini sarılır, öper, koklar bırakırız. Pamuklara sarmalar sarar kaldırırız. En güzel cümlelerimiz biz gelene kadar içlerinde çalar durur. Tenleri soğumaz, elleri üşümez onların. Varlığımız hiçbir şeyden korkmamalarına yeter. Her şeye biraz daha tahammül eder, şans tanırlar. Sevgiyle büyütülmüş çocuklar gibi hep güvendelerdir.
Kimisini istemeden bırakırız. O bizi bırakınca, biz de yenilmiş sayılmışızdır. Hazır olmadığımız bir yeni hayata isteksizce sürüklenmiş, eskiden birken şimdi eksi bir olmuşuzdur. Bıraktığımız yerde durmaz onlar. Birazdan ordan giderler ve eski adresleri hızla silinir. Anılarımızın olduğu yerlerde in cin top oynar.
Kimi nasıl bırakırsak bırakalım, bırakılmak istediğimiz şekilde bırakmalı. Çünkü hayat daireler çiziyor ve herkes karşımıza kendi kılığında ya da bir başkası olarak çıkacak. Bugün ya da yarın o gün gelecek ve biz ya kalbi kırık, ya görünmez, ya sevgiyle, ya iyilikle karşılanıcaz. Demem o ki, sadece tuvaletleri değil, birbirimizi de bulmak istediğimiz şekilde bırakalım. Böylece umduğumuzu bulmuş oluruz.

Sevgiyle. Nil.

(Nil Karaibrahimgil'in 19.09.2011 tarihli Hürriyet, Kelebek yazısı)

14 Eylül 2011 Çarşamba

Yara (hata) izlerim...

Hatalarima rastladim az evvel. Buz gibiydi... Buzda tokezleyip, dustum. Hani tas ceker ya, oyle bir sey... Dustugumde fark ettim ki, yer dusundugumden daha sertmis ama dusundugum kadar soguk degil! Dusup de kendisiyle opusunce fark ettim! Tas cekti, dustum, optum... Sertti, baslarda soguk da gelmedi, kalkarken hissetim de aslinda buz gibiymis! Carpmanin ilk etkisiyle anlayamamisim. Sonrasinda fark ettim, dusmelerimden yadigar yara izlerim varmis, bakip bakip animsamam icin gecmis zamandan bana geriye kalan! Yara izlerimi sevmem belki de bundan...

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Tarih sana notumdur: Benim için yeni bir hayatın miladı bugundur!

Tarih sana notumdur!

Aslında takip edenler bilirler, yaklaşık 2 sene evvel bir dönüşüm sürecine girmiştim. Artık hayat benim için mevcut rutininde akmamaya başlamıştı. Başlarda hevesim pek olmasa da bu süreçten kaçamayacağıma inancım tamdı. Bu nedenle hevessiz bir çaba içinde yeni bir serüvene adım atmıştım... Başlarda biraz zorlansam da, zamanla bu sürece uzun zamandır tam bir sessizlikle hazırlandığımı anlamam da çok gecikmemişti...
Bu sürecin sonunda, yaklaşık 2 sene sonra bugün geldiğim noktada geçmiş 6 belki 8 senenin yüzleşmesini geçtiğimiz hafta yaşadım.
Bir dönem benim için resmen bitti!

Süreç...

2003-2004 senelerinde (2 sene üst üste) iki burun ameliyatı olmuştum. Tüm doktorların hem fikir olduğu tek bir gerçek vardı. Bünyem zor bir bünye idi ve çok önemli bir gerçekle yaşamam gerektiğinde de ağız birliği etmişlerdi... Yaşamam gereken gerçek: Kaliteli bir nefes alamayacak olmam, hatta biraz daha ötesinde nefes alamadan yaşamaya alışmam gerektiğiydi...
Nedenine de değinmek gerek tabii... Nedeni, bünyemin burnumda oluşturduğu ve oluşturmaya devam edeceği POLİP ler... Poliplere bir nevi et beni de denilebilir... Tıp dünyası henüz neden oluştuğu konusunda bir fikre sahip olmamakla birlikte, bilinen bir tedavisi de bulunmuyor... Bilinen ve uygulanan tek yöntem ise KORTIZON...

Kortizonu bilen bilir... İnsanın dengesini bozar, hızlıca sorunların çözüldüğüne inanır, tedavi olmadığı gibi nedir ne değildir, belirsiz bir ilaçtır... Yan etkileri henüz net bilinmemekle birlikte, kemik erimesine kadar vardığı bilinen bir gerçektir. Yanında kilo aldırması, ödeme tutması, şişkinlik de bonuslarıdır...

Kortizon çok da yabancısı olmadığım bir gerçek aslında... Malum bir de sonradan olma bir astım hastasıyım... Astımlılar bilir ki, ilaçlarda doz orantılı kortizon mevcuttur... Nefesin bilinen en etkili açıcısı kortizondur çünkü... 2. ameliyatımdan evvel de bir kür kortizon aldığım için aşağı yukarı beni nasıl sarsacağı tecrubeyle sabitti... Ama bu kadarını da beklemiyordum açık söylemek gerekirse...

Aradan geçti 6 sene... Geldik bugüne...

2 Ameliyatımdan sonra bünyemin yeniden çok miktarda polip oluşturduğunu gittiğim dr. un muayanesinde ultrason ile bizzat şahit oldum. Geçtiğimiz 6 sene içinde burnum fazla mesai yapmış olmalı, lakin burnumun içinde hareket edecek delik kalmamış!
Bu tabloyu görünce, ufak ufak hayatımda kabullendiğim kortizon gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiş bulunmaktayım. Ameliyat kaçınılmaz, ama bu kadar büyük parçalara ameliyat riski... Bu nedenle de poliplerin küçülmesi için tek yapılabilecek olan çözüm(!) kortizon tedavisine geçen hafta ile yeniden başlamış bulunmaktayım... Hemde oldukça dozlu bir şekilde...
Günde 5 tablet ile tedaviye başladık... Benim bünyem (ki herkesin hemen hemen vereceği tepkiler) allak bullak oldu... 4 gün kendime gelemedim desem ne abartmış ne de küçümsemiş olurum! Neyse ki dozlar dün itibariyle 4' e düştü... Bünyemde yavaş yavaş gerçekle yüzleşti... Ve tedavi(!) hız kesmeden devam etmekte... 17 ağustos' ta ilaçlar bitiyor... Sonrasında bir dizi film çekimi operasyonu ve ameliyata hazırlık süreçleri başlıyor...

Sonuç: Reddetmek yerine, kabullenmek!
6 Sene sonra yüzleşmeye cesaret ettiğim bu durum karşısında bende boş durmadım... Kendime bir dizi çeki düzen vermek için kolları sıvadım... Madem o benden gitmiyor, bende onun rahatını kaçırmak için elimden geleni ardıma koymamalıydım...

İlk iş, bir beslenme uzmanına gittim. Enine boyuna süreci anlattım, artık kararlı olduğumu anlattım. Hayatımı değiştirmek, beslenme düzenimi iyileştirmek ve en önemlisi hayatımda saplanıp kalan kortizon gerçeğiyle nasıl başa çıkacağımı öğrenmek asıl amacımdı. Kendisi güzel bir program hazırladı. Şimdilik şükür çok zorlanmıyorum... Bir fiil neler yapmam gerektiğini anlattı, uygulamalar verdi.. Bana da söz dinlemek düşüyor, kıssadan hisse...
Ve DİNLİYORUM! Bu sefer kimse için değil, kendim için dinliyorum....

İkinci adım, uzun zamandır ertelediğim kapalı çakra çalışmalarıma geri dönmek oldu... Gerekli ön hazırlıklar bugün itibariyle tamamlanacak ve süreç 27 gün olmak üzere yarın sabah başlayacak...

Üçüncü adım ise, henüz netlik kazanmasa da, sporlu bir hayata adım atmak için çeşitli girişimlerde bulunmam oldu... Ameliyat ve süreç izin verirse, ekim gibi spor da artık hayatımın bir parçası haline gelecek...

Dördüncü adım ise, ertelediğim her şeyi tek tek hayata geçirmek olacak...

Süreç başladı Abbas, bağlasan durmaz!

Ve... Tarih sana notumdur! Yeni hayatımın miladı bugündür! Yaz bir kenara...

PS: (Reklama da girse fark etmez tabii ne de olsa kişisel bir blog burası :) Beslenme Uzmanım: Selahaddin Dönmez... Kendisi bir dönem ablamla da çalıştığı için ön bilgi konusunda sıkıntı yok... İlgilenenlere iletişim bilgilerini verebilirim)


27 Aralık 2010 Pazartesi

Filtreler (Alıntı)

Filtreler

Eski Yunan'da, Sokrates bilgiyi saklaması sebebiyle saygı kazanmıştı. Bir gün tanıdığı önemli bir filozofa rastladı. Filozof, Sokrates'e "En yakın arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?" diye sordu.
"Bir dakika bekle" diye cevap verdi Sokrates:
"Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna 'Üçlü Filtre Testi' deniliyor."
Devam etti Sokrates:
"Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek iyi bir fikir olabilir."
Ve hemen birinci filtreyi sordu:
"Birinci filtre: Gerçek Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?"
"Hayır" dedi adam. "Aslında bunu sadece duydum ve... "
"Tamam" dedi Sokrates. "Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim."
Ve ikinci filtreye geçti. "İyilik Filtresi. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey, iyi bir şey mi?"
"Hayır, tam tersi" dedi diğer filozof. "Öyleyse" diye devam etti Sokrates:
"Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı."
Ve üçüncü filtre geldi. "İşe Yararlılık Filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?" "Hayır, gerçekten değil" dedi diğer filozof.
"İyi" diye tamamladı Sokrates:
"Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar ya da faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?"

PS: Pazartesi pazartesi güzel bir alıntıyla haftaya başlayalım istedim... Yeni yıl öncesi ezber bozmanın tam yeri tam zamandır diye düşünüyorum. Ya siz?

SPS: Paylaşım için Çiğdem' e ayrıca teşekkür ederim =)