seylinka
Yaşayıp göreceğimiz cok sey var...
19 Mart 2012 Pazartesi
2012 itibariyle Mottolarım!
8 Mart 2012 Perşembe
Emma Bombeck Kanserden Ölmeden hemen önce şunları yazmış…
1 Mart 2012 Perşembe
Saftim ama salak olduguma yeni aydim!
İlk hamle yapan kaybeder varsayimiyla sessiz, vakur bir o kadar tetikte beklemekteydim ki, ilk adimi yuzume attigi tokatlarla kendisi yapti...
Hem de ne yapmak... Ben de bos durmayip itinayla yardim ettim kendisine ayrii! Sag yanagima inen tokata karsi israrla yetmez, sol yanim eksik kalir dusuncesiyle kimseye mahal vermeden donup, durdum! Birkac sene bu yanaktaki pembelikle hicbir kozmetige ihtiyac duymam o kadar... Lakin artik yeter! Dogal allik etkisi tokatlar yerine yapay alliklar, kozmetik ile yanaklarimi pembelestirmeye karar verdim...
Bir insana ilk sans arkadaslik kapisi acilarak verilir... 2. Sansi ise illa ki hak eder... ( Tecrubeyle sabit %90 oranda bu sansi kullanamaz ama herkes hayatta ikinci sansi hak eder!) Ama ucuncu sans esigine geldiyse olay iste orada dur yolcu! Birak onu Allah versin!
İsin ozu; iyi niyet yatirimi tarafimdan durduruldu. Artik bolluk bereket, bol keseden iyi niyet dagitmaca yok! Herkes ektigi kadar bicecek...
Yillar yili kendimi kandirmacalar sonucunda, sirtimda tasidigim yuklerimden kurtulma vaktidir!
Dost dost diye nicesine sarildim deyip, kendine kara topragi dost sayan Asik Veysel olgunlugu kafasina da hic giris yapmaya niyetim yok. 30 uma da girmisken hali hazirda aksiyon icin tam yeri tam zamanidir!
Hayatima girip salakligim konusunda bana bu dersleri kazandiran zat-i muhteremlere ise tesekkuru borc bilirim. İyi ki vardiniz, sizlerle buyuyorum :)
Son soz izninizle onlara gelsin...
Herkes kendi coplugunde mutlu olsun, devinsin, dursun... Ne de olsa kalbiniz kadar varsiniz ve bir o kadar da var olmaya devam edeceksiniz... Yasiyorsunuz, unutmayin simdilik! Zamaninizi nasil kullanacaginiz hayatinizi gercekleyecek! Tavsiyem iyi kullanmanizdan yana olur! Belki bir sonrakinde bu kadari bile olmayacak...
Desmond'un deyimiyle... (ki lost izleyen bilir, beni etkileyen en onemli karakterdir) "See you another life brother!" (ki o kadarina bile tovbeliyim ayri)
Mumkunse bir daha gorusmeyelim...
Attiginiz bumeranglarin size donecegi gunler yakin olsun... Kendinize ragmen basarabilirseniz de kalin saglicakla...
Benden bu kadar!
13 Kasım 2011 Pazar
Olayin bir de bu yani var, bil istedim...
Hic tanimadigin bir memlekette tanimadigin insanlarlasin belki... Hal boyle olunca, tanidiklarin senin tanidigin gibi olmayabilir. Yeni insanlar icin de ne istek ne caba olur bunyede...
Bu kadar handikaplarin icinde bazen kabin dar, bazense cok genis gelir sana...
İnan bana; alistigin ve benim dedigin bir yerde, tanidigin insanlarin egolari, hayal dunyalari, tabulari ve cogu zaman kendilerini bile bilmezlikleri karsisinda gidecek ne bir yer, yapilacak ne bir sey, ne de atilacak bir adim kaliyor geriye... Ve bunun caresizligi karin bosluguna oturuyor. Ne cikartabiliyorsun ne yutabiliyorsun... Bunun caresizligini anlatamam sana! Bazen kimsenin bilmedigi bir yerde bilmedigin insanlarla birlikte kendin icin cok daha guvende olabilirsin...
Sadece bu taraftanda durumun boyle olabilecegini bil istedim...
6 Ekim 2011 Perşembe
Küçük kızım ‘Neynep’ | M. Serdar Kuzuloğlu
1 Ekim 2011 Cumartesi
Yalnizlik guzeldir... Guzel olan gercekten nedir?
Yalnizliktan bu kadar bahsediyorsak mutlaka durumla alakali bir sorunumuz var demektir diye dusunuyorum! Yalnizlik guzeldir... Bende inaniyorum buna... Guzel olan tarafla ilgili bir yorum farkim var sadece. Guzel olan yalnizlik degil yalnizligin secilmis olma hali. Bence yani... Sencesini sen zaten yasiyorsun, bana laf dusmez bu noktada...
Benim takildigim nokta; herkes lafta pek memnun ya yalniz olmaktan o! "Oohh kafam rahat, dunya bana guzel" yalanina kaptirmis gidiyor kendini! Gitsin tabi gidecek yer kalmayinca nasilsa doner o degil de net bir gercek var dikkatinizi cekmek istedigim!
Gundelik iliskiler kurmaya devam ettikce, yalnizlik Allah a mahsus kalmayacak! Farkinda misiniz?
21 Eylül 2011 Çarşamba
İnsanları da bulmak istediğiniz gibi bırakınız...
Kimisinin kalbini kırık, gözlerini yaşlı bırakırız. İstemeden de olsa zamanın anaç ellerine, cami avlusuna bebek bırakır gibi bıraktığımız bu insanlar, bizim isimlerimizi, laflarımızı ve yüzlerimizi hiç unutmazlar.
Bazı geceler gözlerini kapadıklarında bizi düşünür, en çok da kendilerini suçlar, dizlerini karınlarına çekerek uykuya dalarlar. Bizse onların üzerine bir şeyler yığmışızdır. Yokmuşlar gibi yaparız. Bazen şarkılarla hortlar, kendilerini bize hatırlatır, içimizde pişmanlık uyandırırlar. Ama mum gibidir bu pişmanlık, puf diye söner gider. Bir gün bir yerde karşılaşır, artık mutlu olduklarını görünce kendimizi aklanmış zannederiz. Halbuki kalbini kırdıklarımız bizi cevapsız bir soru gibi hep ceplerinde taşırlar. Neden derler kendilerine, neden sevilmeye değer değildim?
Kimisine bir iyiliğimizi dokundurur, öyle bırakırız. ıyiliğin tadından yenmeyeni karşılıksız olanıdır. Kutsal sular gibi üzerimizden akar gider. ıyilik ettiğimizse bizi unutmaz. O da bazı geceler uyumadan önce, Allah ondan razı olsun der belki bizi düşünüp. Bizi kötülüklerden dualarıyla korur.
Kimisini üç maymun misali, görmez duymaz konuşmaz bırakırız. Dikkatimizi çekmeye vakıf olamamış bu insanlar, tarafımızdan belki de en fena cezaya ‘görünmez olmaya’ çarptırılır. Hallerini hatırlarını sormamışızdır. Göz göze gelmemiş, gülmemişizdir. Yanımızda bir hayalet gibi durmuş olan bu insanlar da bizi tıpkı kalbi kırıklar gibi buruk ve hafif kızarak hatırlar. Kibirimiz karşısında şaşakalmışlardır. Biz kim oluyoruz da’yla başlayıp, ben kimim ki’ye uzanan uzun cümlelerinin sonunda çaresizce kendi değerlerini sorgularlar. Bazıları bize görünür olmak için, canını dişine takacaktır artık.
Kimisini sarılır, öper, koklar bırakırız. Pamuklara sarmalar sarar kaldırırız. En güzel cümlelerimiz biz gelene kadar içlerinde çalar durur. Tenleri soğumaz, elleri üşümez onların. Varlığımız hiçbir şeyden korkmamalarına yeter. Her şeye biraz daha tahammül eder, şans tanırlar. Sevgiyle büyütülmüş çocuklar gibi hep güvendelerdir.
Kimisini istemeden bırakırız. O bizi bırakınca, biz de yenilmiş sayılmışızdır. Hazır olmadığımız bir yeni hayata isteksizce sürüklenmiş, eskiden birken şimdi eksi bir olmuşuzdur. Bıraktığımız yerde durmaz onlar. Birazdan ordan giderler ve eski adresleri hızla silinir. Anılarımızın olduğu yerlerde in cin top oynar.
Kimi nasıl bırakırsak bırakalım, bırakılmak istediğimiz şekilde bırakmalı. Çünkü hayat daireler çiziyor ve herkes karşımıza kendi kılığında ya da bir başkası olarak çıkacak. Bugün ya da yarın o gün gelecek ve biz ya kalbi kırık, ya görünmez, ya sevgiyle, ya iyilikle karşılanıcaz. Demem o ki, sadece tuvaletleri değil, birbirimizi de bulmak istediğimiz şekilde bırakalım. Böylece umduğumuzu bulmuş oluruz.
Sevgiyle. Nil.
(Nil Karaibrahimgil'in 19.09.2011 tarihli Hürriyet, Kelebek yazısı)
14 Eylül 2011 Çarşamba
Yara (hata) izlerim...
1 Ağustos 2011 Pazartesi
Tarih sana notumdur: Benim için yeni bir hayatın miladı bugundur!
27 Aralık 2010 Pazartesi
Filtreler (Alıntı)
Eski Yunan'da, Sokrates bilgiyi saklaması sebebiyle saygı kazanmıştı. Bir gün tanıdığı önemli bir filozofa rastladı. Filozof, Sokrates'e "En yakın arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?" diye sordu.
"Bir dakika bekle" diye cevap verdi Sokrates:
"Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna 'Üçlü Filtre Testi' deniliyor."
Devam etti Sokrates:
"Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek iyi bir fikir olabilir."
Ve hemen birinci filtreyi sordu:
"Birinci filtre: Gerçek Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?"
"Hayır" dedi adam. "Aslında bunu sadece duydum ve... "
"Tamam" dedi Sokrates. "Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim."
Ve ikinci filtreye geçti. "İyilik Filtresi. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey, iyi bir şey mi?"
"Hayır, tam tersi" dedi diğer filozof. "Öyleyse" diye devam etti Sokrates:
"Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı."
Ve üçüncü filtre geldi. "İşe Yararlılık Filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?" "Hayır, gerçekten değil" dedi diğer filozof.
"İyi" diye tamamladı Sokrates:
"Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar ya da faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?"